top of page

İnşaat Mühendisliğinde Karar Verememe Sorunsalı: Eğitim Sisteminin Görünmeyen Eksikliği

  • Yazarın fotoğrafı: Işık Ateş Kıral
    Işık Ateş Kıral
  • 4 Nis
  • 3 dakikada okunur

Güncelleme tarihi: 5 Nis

Özellikle son zamanlarda dikkatimi çeken bir konuyu sizinle paylaşmak istiyorum. Geleneksel inşaat mühendisliği eğitimi, yıllardır oldukça güçlü bir teknik temel üzerine inşa edilmektedir. Bu yaklaşım, öğrencilere statik, mukavemet, geoteknik, yapı analizi ve yapım yönetimi gibi temel alanlarda ciddi bir hesaplama yetkinliği kazandırmayı amaçlar. Diğer bir deyişle, soru odaklı bu eğitim sisteminde eğitmen; önceden hazırlanmış bir problem çerçevesinde, çoğu zaman hangi yöntemin kullanılacağını da belirleyerek öğrenciden deterministik bir sonuca ulaşmasını bekler.


Şahsi fikrim, bu yaklaşımın mühendisliğin temelini oluşturan analitik düşünme becerisini geliştirmede son derece etkili olduğudur. Ancak burada kritik bir soru ortaya çıkmaktadır: Gerçekten mühendislik yalnızca bundan mı ibarettir?


Kullanılacak yöntemin dahi önceden belirlendiği bir eğitim yaklaşımı, öğrencinin mezuniyet sonrasında gerçek hayatta karşılaştığı bir problemde hangi yöntemi seçeceğine karar verme becerisini ne ölçüde geliştirebilir? Daha da önemlisi, teknik hesapların doğru ve eksiksiz yapılması, doğru kararın verilmesini gerçekten garanti eder mi?


Mezuniyet sonrasında karşılaşılan gerçek dünya, üniversitede öğretilen dünyadan oldukça farklıdır. Şantiyede karşılaşılan problemler çoğu zaman eksik bilgi, zaman baskısı, çelişkili veriler ve yoğun insan etkisi altında şekillenir. Problemler net değildir; hatta çoğu zaman problemin kendisi bile açıkça tanımlı değildir. Bu nedenle mühendislik, yalnızca doğru hesap yapabilme becerisi değil, aynı zamanda belirsizlik altında etkili kararlar verebilme yetkinliği olarak karşımıza çıkar.


Bu noktada önemli bir çelişki ortaya çıkar: Geleneksel eğitim sisteminden geçen başarılı bir öğrenci; analiz yapabilir, hesap yapabilir, formülleri bilir. Ancak aynı öğrenci, karar verme sürecinde zorlanabilir, sorumluluk almaktan kaçınabilir ve belirsizlik karşısında donakalabilir. Dürüst olmak gerekirse bu durum bir tesadüf değildir; aksine mevcut eğitim sisteminin doğal bir sonucudur. Çünkü eğitim süreci büyük ölçüde hatasızlık üzerine kuruludur. Oysa gerçek mühendislik pratiğinde hata kaçınılmazdır; önemli olan bu hataların yönetilebilmesidir.


Bu durumu somutlaştırmak için geoteknik mühendisliğinden bir örnek verilebilir. Bir öğrenci, zemin mekaniği ve temel mühendisliği derslerini başarıyla tamamlamış; SPT-N değerlerini yorumlayabilen, taşıma gücü ve oturma hesaplarını doğru şekilde yapabilen bir profildir. Mezun olduktan sonra karşılaştığı bir projede zemin etüdü sonuçlarına göre zeminin gevşek kum veya yumuşak kil karakterinde olduğu, taşıma gücünün yetersiz ve oturma riskinin yüksek olduğu belirlenmiştir. Öğrenci tüm analizleri eksiksiz yapar ve doğru sonuca ulaşır: zemin zayıftır.


Ancak mühendislik sürecinin asıl kritik aşaması tam da bu noktada başlar. Aynı öğrenciye bu zemin koşullarında hangi çözümün tercih edilmesi gerektiği sorulduğunda—örneğin kazık temel mi, zemin iyileştirme yöntemlerinden biri mi, yoksa farklı bir temel sistemi mi—çoğu zaman kararsız kaldığı görülür. Çünkü bu seçim yalnızca teknik hesaplara değil; maliyet, süre, uygulanabilirlik ve risk gibi çok boyutlu faktörlerin birlikte değerlendirilmesine dayanır. Öğrenci, maliyet–performans dengesi kurmakta, alternatifleri karşılaştırmakta ve “en uygun” çözümü belirlemekte zorlanır.


Bunun temel nedeni açıktır: Eğitim sürecinde öğrenciye çoğunlukla tek doğru cevabı olan problemler sunulmuş, birden fazla geçerli çözümün bulunduğu ve bu çözümler arasında seçim yapılması gereken durumlar yeterince deneyimletilmemiştir. Oysa gerçek dünyada bir problem için tek bir doğru çözüm değil, birden fazla “yeterince iyi” çözüm bulunmaktadır. Bu çözümler arasında seçim yapmak ise mühendisliğin en kritik becerisidir.


Sonuç olarak, zeminin zayıf olduğunu hesaplayabilen ancak bu zeminde nasıl bir çözüm uygulanacağına karar veremeyen bir mühendis profili ortaya çıkmaktadır. Başka bir deyişle, mühendislik sürecinin en kritik aşamasında eksik kalan bir profil…

Şahsi fikrim, eğer gerçekten “mühendis” yetiştirmek istiyorsak, eğitim sisteminde bazı temel değişikliklerin yapılması gerektiğidir:

  • Belirsizlik içeren problemler sunulmalı

  • Tek doğru cevabı olmayan senaryolar oluşturulmalı

  • Vaka analizlerine daha fazla yer verilmeli

  • Simülasyon temelli öğrenme desteklenmeli

  • Öğrencinin aktif olarak karar vermesi sağlanmalı

Çünkü gerçek dünya tam olarak böyledir.


Yanlış anlaşılmak istemem; sözlerim A, B ya da C üniversitesine yada C, D, E ana bilim dalına değildir, temel anlamda inşaat mühendisliği eğitiminin eksikliğine yapılan bir vurgudur.


Sözlerimi tamamlarken vurgulamak istediğim temel nokta şudur: İnşaat mühendisliği yalnızca bir hesap disiplini değildir; aynı zamanda belirsizlik altında karar verme disiplinidir.

Bu gerçeği eğitim sistemine entegre edemediğimiz sürece, hesap yapabilen ancak karar veremeyen mühendisler yetiştirmeye devam edeceğiz.


Unutmayın: Bir hesap makinesi veya bilgisayar, işlemleri eksiksiz yapabilir. Ama hangi işlemi yapacağınıza ve çıkan sonucu nasıl kullanacağınıza yalnızca siz karar verirsiniz.

Yorumlar

5 üzerinden 0 yıldız
Henüz hiç puanlama yok

Puanlama ekleyin
Telif Hakkı © 2024 Işık Ateş Kıral. Tüm hakları saklıdır.
bottom of page